Et tırnaktan ayrılır mı?

Et tırnaktan ayrılır mı?


Et tırnaktan ayrılır mı? Hepimiz ayrıldığına şahidiz. Öncelikle bu atasözünde bir acayiplik olduğu kanısındayım. Aslen “tırnak etten ayrılır mı? ” şeklinde olması gerekiyor, çünkü ayrılan tırnak, et değil. Derdim başka olmasına rağmen bunu da eklemeden edemedim.

Biz ne kadar da küsme/küstürme taraftarı bir halkız? Bunun tetkikine vardım. Çok vahim sonuçlar elde ettim. Sorum mesela: Küs olduğun biri var mı? Hemen hemen hiç kimsenin küs olmadığı birileri yok. Öyle ki Türkücü Latif Doğan da bu şarkıyla meşhur oldu. “Küstüm” ile.

Demek ki bu “küstüm” hepimizde ortak bir his.

Kime sorduysam en az ‘kendi ailesinden’ biriyle mutlaka küs olduklarını, toplum ile kıyaslandığı zaman da özellikle “bir zamanlar en yakın olduğu bir/birkaç kişi” ile mutlaka küs olduklarını anlattılar. (Anlatan ve dinleyenler arasında yazık ki ben de varım). Haklı veya haksız, biz bu yapıyı kendimizle beraber bütün kurumlara taşımışız. Hep küsmüşüz, küstürülmüşüz. Ve yine öyle ki çocuklarda bile bu küs’lük olayları var. (Hala nasıl olduğunu, nasıl yayıldığını anlayamadım)

“Neyi paylaşamıyorsunuz? ” sorusuna verilecek herhangi bir cevabımız da yok açıkçası.

Biz sevgiye bile tahammül edemiyoruz açıkçası. Kimi sıra hepimiz “o beni daha çok seviyor” sözleri de bundan değil midir?

Aile içi şiddet, aile içi düşmanlıklar korkutucu boyutlara ulaşıyor. Arz-ı sual etmeye gör. “Bedbaht sevdiği gülü yerden yere vururmuş” diyorlar. Ne kadar gülünç bir söz bu. Ne saçmalık!

Güller, sevgiyi temsil ederler. Hassas ve narindirler. Yerden yere vurursak o gül, kül olmaz mı?

Biz yanlış seviyoruz oysa. Sevmek, belki aynı zamanda korumak da demektir. Ama hiçbir zaman müdahale etmek değildir. Bizim bedbaht bir durumumuz varsa eğer, sevgiden çok saygıya ihtiyacımız var demektir. Saygıda mecburiyet istenmesinin sebebi de bundandır.

Tahammül edememeler, gereksiz kıskançlıklar özellikle de kibir, enaniyet, egosal girişimler, dedikodular, önyargılar bizde ne sevgi ne de saygı bırakıyor. Budamadığımız “zeytin dalı” kalmıyor. İşte bu yüzden var bütün bu küsmeler. Aile içi ve toplumsal şiddetlerin özünde ne yazık ki bunlar yatıyor. İvedi ihtiyacımız olan aile içi demokrasi, yani halk diliyle “adam yerine koyma”ları yapmadan, Ülke demokrasisi ancak ütopya olur bizim için.

Halklar olarak, Milletler olarak, Devletler olarak, kardeşler olarak, sevdalılar olarak, küslüğümüz bize çok şeyler ödetti, ödeteceğe de benziyor.

“Et tırnaktan ayrılmaz” mış, ayrılıyor, görüyoruz. Ayrılınca da mutlaka kanatıyor bir yerleri. Bir yerleri ölesiye kanatıyor.

Kansız ve tahammül dolu bir gün dilerim.

Saygılarımla.

Murat Özay

Yorum Yaz